Benzer Duyguların Farklı Bedenlerdeki Hezeyanları
Bir sorun, bir arıza; yolunda giden bir normalin yoldan çıkması, bedende nur topu gibi yepyeni bir semptom meydana getirir.
Sorunu çözebilmek için konunun uzmanına danışılır. Tetkikler, tahliller ve objektif muayene, sorunun tespiti için elzemdir. Test sonuçları dışarıdan görünmeyeni anlatır; uzman kişi sonuçları değerlendirir ve sorunu, semptomu ortadan kaldırabilecek çareler önerir, reçete yazar ve belki yaşamsal bazı değişiklikler tavsiye eder.
Buraya kadar her şey olağan ve anlaşılır.
Peki, yolunda giden bir normal ne oldu da rayından çıkıp sorun üretmeye başladı? Bu soruyla ilgileniliyor mu? Çünkü bir süre önce her şey yolundaydı. Ne oldu da sistemin dönen çarkları duraksamaya başladı?
Mesela menstrüel döneminin başlangıcında krampları olan bir kadın düşünelim. Doktora gittiğinde biyokimya, hematoloji ve hormon tetkiklerinin sonuçları referans aralığında değerlendiriliyor ve objektif muayenede de bir sorun görülmeyebiliyor. Bu durumda, yaşadığı ağrının altında başka bir neden olup olmadığı yeterince sorgulanmadan konu normalleştirilip kapatılabiliyor.
O hâlde yalnızca “Bu değer normal aralıkta mı?” diye sormak yeterli mi? Yoksa “Bu değer bu kişinin kendi sistemi için yeterli mi; daha önce nasıldı, ne değişti ve beden bu değişime nasıl cevap veriyor?” sorularını da sormak gerekir mi?
Belki de tam burada laboratuvarın gösterdiği normal ile kişinin kendi normali birbirinden ayrılıyor.
Peki, kişi kendi normalini ne kadar biliyor?
Mindfulness, beden farkındalığı, anda kalabilmek ve hissedebilmek, bedendeki değişimlerin içeriden gözlenebilmesi… Bunları kişisel hayatlarımızda ne kadar yapabiliyoruz?
Hayat bu kadar hızla akarken en son ne zaman nefesinizi hissedebildiniz? Her an aldığımız o oksijenin geçtiği yolların farkında mıyız? Kendimizi dinleyebiliyor muyuz?
Şu an öfkeliyim, gerginim, telaşlıyım, korkuyorum… Ve bedenimde bir şeyler oluyor.
Belki omuzlarım kulaklarıma yaklaşıyor, belki fark etmeden nefesimi tutuyorum, karnımı ya da kalçamı sıkıyorum veya kaşlarımı çatıyorum.
Hissetmekten kaçındığım o duygu, bedenimde bir ifade şekli buluyor.
Peki, fark edilmeyen bu duygular tekrar tekrar yaşandığında bedende ne oluyor?
Aynı stres, aynı duygu neden herkeste aynı bedensel sonucu yaratmıyor?
Homeopatik bakış açısıyla, predispozisyonumuz hangi patolojilere yatkınlık taşıyorsa oralardan tutulup kırılıyoruz. Bu hâl zaman içerisinde bedende migren, saç dökülmesi, fibromiyalji ya da otoimmün bir hastalık olarak ifade bulabilir.
Peki, reçete edilen çareler kök nedenle ne kadar ilgili?